Sohbet Girişi

Düşünsene… Çocukluğunda iftar saatine yakın evdeki telaşı. Annen mutfakta, baban sofrayı kuruyor, kardeşlerin hurmaya göz dikmiş. Ezana saniyeler kala yaşanan o tatlı heyecan… Şimdi ise yabancı bir şehirde, belki küçük bir öğrenci evinde ya da tek başına bir odada iftar açıyorsun. İşte gurbette Ramazan tam olarak budur: Kalabalıkların içinde yalnızlık.

Yurt dışındaki kardeşlerimiz için Gurbette Ramazan sadece açlık değil; memleket kokusuna duyulan hasrettir. Sıcak pideyi, camiden yükselen ezanı, mahalledeki o eski dostları özlemektir. Belki ezan sesi bile yoktur bulunduğu şehirde. Telefon ekranından memleketteki iftar sofralarına bakarken yutkunmaktır.
Ama işte tam burada bir şey devreye girer: bağ kurmak. İnsan nerede olursa olsun, bir şekilde kalbine iyi gelen bir kapı arar. Gurbetteki gençler için bu bazen bir mesaj, bazen bir görüntülü arama, bazen de sıcak bir sohbet olur. İşten ya da okuldan çıkıp yalnız başına iftara oturmak yerine birileriyle aynı duyguyu paylaşmak istersin. İşte böyle zamanlarda bir sohbet ortamı insanın içini ısıtabilir. Aynı dili konuştuğun, aynı duyguyu yaşadığın insanlarla edilen birkaç kelime bile memleket havası estirir.
Bir Almanya akşamını düşün… Hava henüz aydınlık, ama Türkiye’de ezan okunmuş. Ailen sofraya oturmuş, sen telefondan bağlanmışsın. O an aradaki kilometreler daha da büyür. Ama sonrasında açılan bir sohbet penceresiyle, başka şehirlerdeki gurbetçi kardeşlerinle konuşmaya başladığında şunu fark edersin: Yalnız değilsin.
Kıssadan hisse bir örnek…
Yurt dışında okuyan bir genç vardı. İlk Ramazan’ında çok zorlandı. İftarda tek başına yemek yememek için saatlerce uyuduğu olurdu. Sonra bir gün bir sohbet ortamına katıldı. Farklı ülkelerden ama aynı duyguları yaşayan insanlarla tanıştı. Kimisi Fransa’dan, kimisi Hollanda’dan, kimisi Avusturya’dan… Hepsi aynı şeyi söylüyordu: “En çok ailemi özlüyorum.” O akşam edilen uzun bir sohbet sonunda şunu söyledi: “Bugün ilk defa kendimi yalnız hissetmedim.”
Hisse şu: Paylaşılan özlem azalır, paylaşılan duygu hafifler.
Bir başka örnek…
Yurt dışında çalışan bir abi düşün. Fabrikadan çıkıyor, eve geliyor, mikrodalgada yemeğini ısıtıp tek
başına iftar açıyor. Günler böyle geçerken bir Gurbette Ramazan akşamı memleketten bir dostuyla uzun bir sohbet ediyor. Ardından başka gurbetçilerle tanıştığı bir sohbet ortamına katılıyor. Artık iftar saatleri onun için daha anlamlı. Çünkü birileri “Hayırlı iftarlar” diyor, birileri “Allah kabul etsin” yazıyor. Küçük cümleler, büyük boşlukları dolduruyor.
Kıssadan hisse: İnsan ekmekle doyar ama sözle ısınır.
Gurbette Ramazan sabrı daha çok öğretir. Aileden uzak olmak, bayram sabahı sarılamamak, annenin elini öpememek… İşte bu eksiklik insana şunu hatırlatır: Değer bilmek. Belki memleketteyken sıradan gelen iftar sofraları, aslında en büyük nimettir.
Genç kardeşim, eğer sen de gurbetteysen şunu unutma: Özlem zayıflık değil, bağlılığın göstergesidir. Aileni özlüyorsan, dostlarını arıyorsan kalbin hâlâ sıcak demektir. Ve bu sıcaklığı diri tutmanın yolu iletişimden geçer. Bazen bir mesaj, bazen bir görüntülü arama, bazen de içten bir sohbet…
Ramazan bize şunu öğretir: Nerede olursan ol, kalbini kapatma. Bağ kur. Konuş. Paylaş. Çünkü insan memleketten uzak olabilir ama samimiyetten uzak olmak zorunda değildir.
Son söz kıssadan hisse:
Gurbette Ramazan zor olabilir, ama yalnız yaşanmak zorunda değildir. Doğru insanlarla edilen bir sohbet, kilometreleri kısaltır; özlemi hafifletir; kalbi memlekete biraz daha yaklaştırır. Ve bazen bir cümle, bir selam, bir sohbet; insanın bütün gününü güzelleştirmeye yeter.
Yazar: NL Bl
Görüntüleme: 24 defa
Kategori: Genel
Yayınlanma Tarihi: 20 Şubat 2026
Türkiye'nin en iyi radyosunu sende hemen dinle.